Bugün Susanlar, Yarın Allah İçin Konuşmasınlar…

11/01/2015 by

Numan NUH

“Bıçak soksan gölgeme /Sıcacık kanım damlar /Gir de bir bak ülkeme /Başsız başsız adamlar.”

Mısralarını mırıldanarak ülkemizin bir kişinin söz ve eylemleri ile felakete doğru adım adım sürüklendiğini ve konuşması gerekenlerin sustuğunu görüyoruz.
Rey valiliği için Hazreti Hüseyinlerin kanını içmeye, insanlığın iftihar tablosunun okşadığı mübarek kesik başa kamçısını vurarak “Ne de güzel dişleri varmış, ne de güzel saçları varmış” diyen Yezitlerin günümüzdeki uzantılarının korkusundan dolayı sessizliğe bürünen ve iktidarın nimetleri ile saltanat kurmaya hevesli çok insan varken bir avuç cesur ülke sevdalısı dışında kimse konuşmuyor.
Devlet kademesinde etkili ve yetkili olan bir çok kişi “Biz biliyoruz, içimiz kan ağlıyor âmâ konuşamıyoruz. ”diyorlar.
Saçı başı ağarmış, mezara bir adım daha yaklaşmış, dünya zevki namına tatmadığı zevk kalmayanların böyle vahim bir tablo karşısındaki suskunluklarını, iki cami arasında kalan binamaz olarak görüyorum.
Oysa ki böyle vahim bir tablo karşısında seyirci kalanlar ahir ömürlerinde izzetle yaşamayı, ülkeye yapılan zulümler karşısında susmayarak zilletle yaşamaya tercih etmelidirler.
Artık sağır sultan dahi biliyor. Konjöktürel ortam gereği 12 yıldır ülkenin kaderine hükmeden AKP aynı zamanda ciddi olarak istihbari bilgi ve toplum mühendisliği çalışması da yapmıştır.
İstikbalde lider olma ihtimali olanlar bünyeye katılmış, direnenlerde tartışmalı bir şekilde ölmüşlerdir.
Türk halkı 12 yıldır AKP’yi babasının hayrına iktidarda tutmamaktadır. AKP öncelikle Türk halkının yumuşak karnını çok iyi bilmektedir. Halkımızın çoğunluğu para ve makam sonrasında da kadın karşısında kendisini tutamaz. Ciddi bir imani duruşu olmayanlar direnmeden, bunları hak olarak görüp teslim olurlar.
Şu anda AKP topluma meydan okuyarak istediği kanunları çıkarıyor, kişiler de biat ediyorsa boşuna etmiyorlardır.
İktidar sürecinde Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün yanına mevzilenen hahambaşı Hayim Naum zihniyeti de boş durmadı.
AKP içerisindeki ehlisünnet çizgisinde direnenleri pasifize eden, AKP’yi kontrol altına alan derin AKP’nin ehl-i sünnet çizgisinde olmadığını gönül rahatlığımızla söyleyebiliriz.
Çünkü şu anda ehlisünnet inancındaki cemaatlere savaş açan ve Mısır’daki İhvanı Müslim’in Hareketi bitirildikten sonra Kıpti Sisi ile diyalog kurma çalışmalarını, İran ve İsrail ile ticari dostluğu bu düşünce dışında açıklayamayız.
Siz iktidarın İsrail ve İran’a muhalif görünmesine bakmayın, resmi kayıtları inceleyin.
İran ve İsrail’le ticareti kimin oğulları ve kardeşleri yapıyor? AKP ile birlikte ülkemize giriş çıkış yapan İranlı sayısına ve İran’la yapılan protokollere bakınız.
İran’ın Kum şehrine otobüsler dolusu adam göndermeyen şehir mi kaldı?
Ülkemizdeki bu vahim tablo karşısında bilmem kaç milyon dolara İstanbul’da yalı yaptıran, yanında yüzlerce görevli götüren Emekli Cumhurbaşkanı neden susuyor?
Cumhurbaşkanlığı adaylığı gündeme geldiğinde “O’nun da kasetleri var” denilenler neden susuyor?
TBMM’deki milletvekillerinin sesleri neden çıkmıyor?
Sahil kasabalarında özel olarak kapatılan, akşamüzeri tekne ile gidilen otellerde davudi sesli sanatçılarla geçirilen gecelere, saraylarda yapılan para kasalarına neden ses çıkarılamıyor?
Artık ayyuka çıkmıştır. AKP milletvekillerinin, belediye başkanlarının, yöneticilerin, bürokratların, sivil toplum örgütü temsilcilerinin, havuz medyasının ve patronlarının, belirli partiler içinde sivrilme ihtimali olan potansiyel liderlerin tamamı zayıf bir noktalarından yakalanmışlar ve “aman ha aklımızdasınız” diye köşede bekletilmektedir.
İşin tuhaf tarafı tehdit altındakilerin büyük çoğunluğu da işlerine geldiği için sonuna kadar biat edeceğiz zaten, demektedirler.
Tabii ki gizli yapılan bu tehditlerde “Şu paraleller var ya, sizin de kasetinizi yapmışlardır” denilmektedir.
12 yıllık süreçte şu anda bir cemaate karşı yapılan haksız, hukuksuz uygulamalar ve ciğersiz baskılar karşısında susanlar bir şekilde psikolojik baskı altına alındığı için “İçimiz yanıyor, ülkemizdeki durumdan rahatsızız, bölünme süreci yaşıyoruz, ülke elden gidiyor.” demelerine rağmen kırmızı koltuklara ve bireysel makamlarına yumulmanın ötesinde bir şey yapamıyorlar. Korku damarı kalplere öyle oturmuş ki ülke ikiye bölünse, Hizmet Hareketinin bütün kurumları yağma edilse, mallarına el konulsa; namusları ayaklar altına alınsa, hatta IŞİD benzeri meydanlara sehpalar kurulsa, kafalar koparılsa dahi içimiz yanıyor, bir zulüm var diye düşünecekler ve asla seslendiremeyeceklerdir.
Bile bile ülkede yapılan zulümler karşısında sessizliğini koruyanlar Allah’a inanıyorlarsa şunu bilmelidirler: Allah vardır, herkes ölecektir, hiç kimsenin ölmeme gibi garantisi yoktur. Yarın Hakk’ın huzurunda hepimiz hesap vereceğiz, boynuzsuz koyunun hakkını, boynuzlu koyundan soran ALLAH hepimizi hesaba çekecektir. Yarına çıkmaya kimsenin garantisi yoktur.
Allah’ın affetmeyeceği bir günah da yoktur. Allah rahimdir, günahkârın tövbesini kabul eder. Peygamber efendimizin (SAV) amcası Hz Hamza’nın katleden ve daha sonra iman eden Hz. Vahşi’nin tövbesini kabul eden Allah, hatasından dönenlerin samimi tövbesini kabul eder.
İnsan hata yapan bir varlıktır.
Şu anda İktidarın içinde olduğu halde zayıf damarından yakalanarak yapmış olduğu hataların tehdidinden dolayı ülkeye ve kendilerine büyük zarar verenler aklınızı başınıza alınız, hem siz hem de sizin suskunluğunuzdan dolayı ülke kaybediyor. Gelecek nesiller, sizi hayırla yâd etmeyeceği gibi sizlerden utanacak ve belki de sizden dolayı zarar görecek bir nesil bırakıyorsunuz.
Beşeri zaaflarınızdan doğal ortamlarda günaha girmiş olabilirsiniz. Kadın ve para zaafınız da olmuştur ama tez elden tövbe ediniz. Korkmanıza gerek yok, büyük bir kaos yaşayan toplum yaptığınız bireysel hataları değerlendirecek durumda değildir.
Fani olan ve kaç gün saltanat süreceği belli olmayan bir kişinin peşinden koşmayı bırakın, ebedi olan Allah’a güvenin, Allah’ın affetmeyeceği hiçbir günah yoktur.
Sekreterimle, mut’a yaptığım birisi ile kasedim var, yalı, makam verdiler, ihale aldım, servet kazandım, bunları alırlar korkusunu bir kenara bırakın. Dünya malı ve makamı ebedi hayat karşısında nedir ki. Velev ki o hataları yapmışsanız bu hataların sizi tehdit etmesinin altında ezilmeyin, önce Allah’a tövbe edin, doğru bildiğiniz yolda yürüyün, hem bu millet çok vefalıdır, hata yapıp ta mertçe hatasından dönenleri çok çabuk affeder.
Zaaflarınızdan kaynaklanan korkularınızdan, ülkenin kaybetmesine, parçalanma aşamasına gelmesine, hukukun ayaklar altına alınmasına, yetişmiş imanlı bir neslin kıyılmasına, düşüncelere pranga vurulmasına, dünya ölçeğinde hizmetler ortaya koyan bir cemaatin yapmış olduğu hizmetlerin budanmasına daha çok fırsat vermeyin.
Bu ülke ile beraber sadece siz değil çocuklarınız da kaybedecektir. Bırakın bu korkuyu. Siz ki 50 bin kişi ile 200 bin kişilik Bizans ordusuna karşı çıkan Alparslanların, Haçlı sürülerine Anadolu’yu mezar eden Selahattin Eyyubilerin, ölüm döşeğinde” Attan inmeyesüz” diyen 1.Muratların, çağ açıp kapayan Fatihlerin,70 küsur yaşında at sırtında seferde ölen Kanunilerin, Sina çölünü aşarken atından inen ve kendisine neden attan diye sorulunca Efendimiz önümde yürürken ben nasıl at sırtında olurum diyen Yavuz Sultan Selimlerin torunusunuz.
Sen hiçbir güç karşısında beşeri zaafların kullanıldığı için sessiz kalamazsın. TBMM’lerin büyüsüne kapılmadan kürsülerde Bediüzzaman ol. “Paşa paşa İslam’da en büyük hakikat imandır, imandan sonra namazdır, namaz kılmayan haindir” de. Mehmet Akif ol: “Yırtarım dağları enginleri sığmam taşarım” de. Osman Yüksel Serdengeçti ol:” Kula kul olmak için atılmadık meydana” de. Necip Fazıl ol: “Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya” diyerek ezberleri boz. Hak ve hakikat karşısında suskun olmadığını, para, kadın ve makamlarla satın alınamadığını, iktidarlara değil Allah’a güvendiğini bir kez daha göster.
Bu millet şahlanmasına şahlanacaktır, Allah nurunu tamamlayacaktır, bunun önünü iktidar değil kimse alamayacaktır.
Siz ki zulümler karşısında susarak, zaaflarınızın korkusu ile yaşarsanız. Sonunuz zelil olacaktır.
Canım Osmanlıda Viyana bozgununu başlatan Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın hikâyesini bilirsiniz. Merzifonlu bozgun başladığı anda geri çekilmeyip de kahramanca atını düşman üzerine sürüp kellesi bir tarafa gövdesi bir tarafa gidecek destanı yazması mı, yoksa korkakça geri çekilip başını padişahın cellatlarına teslim etmesi mi iyi oldu?
Ey milleti temsil makamında bulunanlar, önünüzde iki tercih var, ya tövbe ederek, izzetle ileri gideceksiniz bu ülkeye ve dünya ölçeğinde samimi hizmetlere damga vuran bir Cemaate yapılan baskıların süresini kısaltacaksınız, ya da tek adamlığa ve bölünmeye giden ülkemizdeki vahim tabloyu seyrederek acaba benim kasetlerim de ortaya çıkar mı gibi bir korku ile zilletle yaşayacaksınız.
Yoksa;
“Ağlayın su yükselsin.
Belki kurtulur gemi
Anne seccaden gelsin.
Bize dua et emi,” diyen “Ateşten Sineler” bedeli ne olursa olsun, çelikleşmiş şekilde bu zulümlere dayanarak, cezaevlerinde pişip aşmasını bilecektir. Ama sen beşeri zaaflarından kaynaklanan korkunla hem bu dünyanı hem de ahiretini kaybediyorsun.
Siz beşeri zaaflarınızla zulüm karşısında dilsiz şeytan olmayı tercih etseniz de unutmayın, gözyaşı ve dua bu gemiyi kurtaracaktır.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 525 takipçiye katılın