Özel Seçilmiş Bir Masum ve Ahmet Kalkan’ın Yolu…

09/05/2015 by

Lokman Erdoğan

İslam kelimesinin daha doğrusu “İslam dininin” önüne siyaseti koyarak dini söylemlerle makamlara oturan fakat “sağır odalarda” millete tuzak kuranlara “ateş yuttuklarını” söylemek ve yaptıklarını gücümüz yettiğince anlatarak, maskelerini yırtmak boynumuzun borcudur.

Bu günler tarihe sadece dindar kimlikleri ön planda olan siyaset aktörlerinin yolsuzlukla,rüşvete,yalanla daha da acısı rüşvetlere dair yaptıkları konuşmalara ‘Selâmün aleyküm, inşallah, hayırlı günler, Allah razı olsun’ diyerek başladığı Egemen’in her cuma bir ayet ‘salladığı günler olarak geçmiyor. Bu günler tarihe “Üç beş kafirin imanına” milyonların kandığı ve  bir din alime her türlü iftiranın atıldığı günler olarak geçiyor. Dindarlık maskesi takarak milyonlarca Müslüman’ı peşinden uçuruma doğru sürükleyen bu beş on kafir sadece bir ülkenin değil aslında bütün İslam aleminin imtihanıdır.

İhvan’a tuzak Pers’e anahtar…

İslam dünyasının fikir merkezi olan Mısır’a kurulan derin tuzağı uygulayan Türkiye’nin ruhu maskeli kadroları koskoca bir ülkeyi bir kaç damla sahte gözyaşı ve Rabia işareti yaparak adeta hipnoz ettiler. Mephisto’ya ruhunu satan bu genetik kodları bozuk Tahmaz’ın Uşakları aslında Mursi’yi büyük planları için yem yaparak sadece Mısır’a değil Sünni İslam’ın inkişafına çelme taktılar. Mursi’ye her şekilde destek olacaklarını söyleyen karanlık kadro aslında kof cesaretle darbeye giden yolu açmış. Mısır’ı büyük iddiaların ülkesi olma yolundan ustaca döndürmüştür. İhvan gibi şiddetten uzak Arap krallarının ve Pers’in korkulu rüyası olan kuşatıcı bir hareketin liderleri ise Mısır zindanlarında çürümeye terk edilmiştir. Yapılmak isteneni sahte gözyaşları ile yapanlar artık miting meydanlarını bırakın özel sohbetlerinde bile Mursi’nin ve Mısır’ın adını anmamakta Sisi pazarlığı ile para toplamaktadırlar. İhvan’ın yolu Türkiye’yi yöneten dar kadronun sayesinde Mısır zindanlarına çıkmıştır. Kısacası İhvan Hareketi gibi bir kadronun temsilcileri din maskesi takarak meydanlarda oy toplamak için Allah’ın adını dilinden düşürmeyen hatta Kuran-i Kerim’i sallayarak oy toplayan arkadaş tarafından tuzağa düşürülmüştür.Zakkum Bahçesi’nin Fidanı tarafından ise bölgenin anahtarı İran’a verilmiştir.

Dershaneleri kapatma aşkının ilhamı

İktidarın niyeti bozuk dar kadrosunun dershaneleri kapatma planının arkasında kendilerine bağlı bir cemaat oluşturmak düşüncesi vardır. Kendi cemaatini ve medyasını oluşturmak isteyen iktidarın tepe kadroları bu noktada sadece camianın dershaneleri değil aslında diğer farklı gruplara ait olan dershaneleri de ortadan kaldırmaları gerektiği düşüncesine varmışlardır. Çünkü bu sektörde sadece hizmet hareketi yoktur. Kuran-i Kerim dersini seçmeli yaparak ve köylerde Kuran-ı Kursları açarak kuran hizmetini ilke edinen Süleymancılara mesaj veren karanlık kadronun esas planı ülkede İslam davasına yapılan bütün hizmetleri tek çatı altında toplamaktır. Kısacası iktidar devlet eliyle dindar nesil yetiştirme sevdasıyla yanıp tutuşurken İmam Hatip Lisesi gençliğinin içine düştüğü ahlaki bunalımları cezaevine düşen İHL öğrencileri gerçeğini göz önünde bulundurmamaktadır. Kapatılan sadece cemaatin dershaneleri değildir. Türkiye’deki dershane sektörü içerisinde cemaatin gücünü belirleyici olarak sunmak aslında taktikten öte bir şey değildir. Bu çalışmanın arka planında belli bir süre sonra bu sahayı tamamen kontrol altına alma düşüncesi vardır. Bir taraftan dershaneleri kapatma planı yapılırken bir taraftan da Damat Efendi ve Bilal Oğlan üzerinden eğitim alanına yapılacak yatırımların hazırlıkları yapılmaktadır.

Özel seçilmiş bir masum: Berkin Elvan

16 Haziran 2013 ‘de polis tarafından atılan göz yaşartıcı kapsülün başına isabet etmesi üzerine, aylarca komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan özenle seçilmiş bir isimdir. Berkin Elvan eylemlerin ilk gününde tespit edilmiş  ve bilinçli bir şekilde hedef yapılmıştır. Bunu en iyi bilen kadro DHKP-C’nin derin kadrosudur. Berkin Elvan’ın bedeni  üzerinden eylemler yapan bu derin örgütü istihbarat örgütlerinden bağımsız düşünmek bizi doğru sonuca götürmez.

İktidarın, özelde cemaati genelde ise bütün dini cemaatleri yok etme çalışmalarına hız verdiği, yazışmalarını yaptığı, karanlık Ankara’da ses kayıtlarının şifrelendiği bir dönemde bazı terör örgütlerinin merkez komitelerinden eylemsizlik kararı çıkardığı bilinen bir gerçektir. İmralı görüşmelerinin kökü cemaati bitirme çalışmalarına dayanmaktadır.  Kandil de yapılan toplantılarda müsteşarlığın gücünü hafife almak PKK eylemlerinin gücünü ve beslendiği kaynağı anlamamaktır.

Şimdi düşünelim ve soralım acaba DHKP-C neden Berkin Elvan’ın her duruşmasında olay çıkarmayı ve dosyayı ciddiyetle takip eden ve önemli bilgilere ulaşan Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı İstanbul Adalet Sarayı’nda 31 Mart tarihinde şehit etmeyi seçti. DHKP-C Berkin Elvan’ın gerçek katillerinin bulunmasını isteseydi bu cinayeti işler miydi? Burada duralım ve PKK ile Kürtler üzerinde oynanan  oyunun bir benzerinin DHKP-C ile aleviler üzerinde oynanmak istendiğine ve ustaca oynandığına dikkat çekelim. Savcı Kiraz’ın Adliye Sarayı’nda makam odasında şehit edilmesi ile örgüt yapmak isteğini yapmıştır. DHKP-C bu eylemi ile katillerin bulunmasını engellemenin daha da ötesinde alevi algısı üzerine cila atarak mezhep çatışması korkusu taşıyan Sünni kitlelerin bu tür olaylara karşı duydukları öfkeyi iktidar için oya çevirmiştir. Ve derin fidanlık ve DHKP-C yapımı bu tuzağa CHP’nin düşmemesi sayesinde plandan istenilen maksimum verim alınamamıştır.

Uyuyan genetik kod iş başı yaptı…

Bir gecede Menzil cemaatine bağlı vakıfların il sorumlularından  -iktidara mesafeli duran hak dostu isimleri- gizli telefon dinlemesinden çıkan bir raporlarla görevden aldıran  karanlık kadroların hedefinin sadece cemaat olduğunu zannetmek gafletten başka bir şey değildir.

Uzun yıllar cemaatin içerisinde bulunan isimler üzerinde nokta nokta çalışan karanlık kadrolar para ile ve zaafları üzerinden avladıkları bir kaç isimle birlikte kendilerine verilen kirli görevi yerine getirmek için harekete geçtiler. Bu görevi yapmalarında uyandırılan genetik kodlarının büyük bir iştah verdiği ifade etmek mümkündür. Nitekim bazı cemaatlerin önder isimleri bu süreç başlamadan çok yıllar önce kuşatılmış hatta ilaçlarla bazı dini önderlerin düşünme güçlerine dışarıdan müdahalede bulunularak sağlıklı düşünme yetilerine müdahale edilmiştir. Her şeyi hesaba katan bu genetik kodları bozuk kadronun hesaba katmadığı en önemli husus Allah’ın Allah diyenleri zayi etmeyeceği ilkesiydi.

Biraz geriye gidiyor ve 2012 yılında gerçekleşen ve bugün hala katilleri bulunamayan Kastamonu Üniversitesi Genel Sekreteri Muhiddin Sağlam’ın evinin önünde susturucu takılmış silahlarla öldürülmesi olayının faillerinin neden bulunmadığını soruyoruz.  Ve diyoruz ki her şeyi gündem yapan kamuoyu acaba neden Rahmetli Sağlam’ın hangi cemaatin liderinin sohbet halkasında bulunduğunu hiç gündem yapmamıştır. Şimdilik bu soruyu soruyor sorularımızın devamı gelecektir diyor ve susuyoruz.

Ahmet Kalkan’ın yolu…

“İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberlerden olan Hz. Davut aynı zamanda sultan yani hükümdar olması ile biliniyor.”

Bir gün bu topraklarda boy atan proje adamlar listesini yazacak kalemler en çokta dindar görünümlü proje adamları yazarken şaşkınlık vadilerinde şaşın şaşkın dolaşacaklar ve aman Allah’ın o günler ne büyük bir imtihanmış diyecekler.

Düşüncem odur ki A.K. proje adamlar listesinde başarı grafiği ve hırsı ile ilk onda  yer bulacak önemli bir isimdir. Çünkü hayatı tek kelime inatla ve hırsla örülmüş bir başarı hikayesidir. Bu çalışkan ve hırslı adam Boğaziçi’nde İktisat ve Siyaset Bilimi Bölümlerinde okurken de lise yıllarında da bütün siyasi gruplardan bilinçli olarak uzak durmayı tercih etti. İstanbul Erkek Lisesinde sol düşüncenin etkin olduğu bir dönemde eğitim gören,Marksist literatürün temel eserlerini Stalin’in “Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm” kitabını orta üçte okumuş olmasına rağmen sol düşüncenin içerisinde işin ilginç yanı sağ düşüncenin de içerisinde yer almayan Ahmet Kalkan’ın o günlerini anımsayan arkadaşları onun siyasi fikrinin ne olduğu konusunda kesin bir yargıya asla varamamışlardır.

Şimdi din soslu konuşmalar yapması sizi aldatmasın dindar insanların TSK kapısından içeri alınmadığı bir dönemde Harp Akademisi’nde itibarlı bir şekilde ders verdi. Gül’ün teklifi Sezer’in imzası ile büyükelçi unvanı aldı. 1980 yılında tanıdığı Gül’ün davetine rağmen AKP’nin kurucuları arasında yer almamayı tercih etti. Gül’ün başdanışmanı oldu. MİT Müsteşarı olmak için lobi yaptı. Gül ve hocalar grubunun bir dönem en güvendiği adamdı. Bu sebeple hükümet içerisinde hep gücünü korudu. Armutlu’lu ve Erçişli ikilisinin üçüncü adamı olduğunu yıllarca ustalıkla gizledi. Kartların yeniden karıldığı son yıllarda ise Arkadaşsız bir dönem için hazırlıklara başladı. Ergenekon Davasına hükumetle farklı düşündü. Cemaate yakın yayın organlarında yazılar yazdı. Ama kritik konularda cemaate karşı hep mesafeli durdu. Doğu’nun eski baldızı B.Ersanlı’nın KCK davasından tutuklanması sonrası “Ahmet beni tanır neden destek açıklaması yapmadı, şaşırdım.” Demesi ilginç bir ayrıntı olarak hafızalardaki yerini korumaya devam ediyor.

Ahmet K.’nın Arkadaş’la arasının olmadığı bir kulis bilgisi değildir.Bilgidir. Çünkü artık derin hocalar kadrosu Arkadaş sonrası günler için hazırlıklar yapıyor. Genetik Kod akrabalığı bakalım bu sefer aralarındaki sorunları çözmeye yetecek mi? Dedeleri tarafından “Kalkan” olan soyadlarının “Davutoğlu” olarak değiştirilmesi ve hanımını vefat eden babasının İstanbul’a gelmesinin motivasyon kaynağını anladığımız gün  “Şam’da namaz kılacağız” sözünün boşa söylenmediğini anlayacağız.

Ahmet Kalkan’ın hikayesi aslında başlı başına bir yazı konusudur ama şimdilik kısa bir analiz ile çalışmamızın devamı var diyerek sonuçlandıracağız.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 526 takipçiye katılın