Yazar Arşivi

Sen haklısın ey Musa ama Firavun…!

25/10/2014

Lokman ERDOĞAN

Bu günler tarihe nasıl not ediliyor bilmiyorum. Lakin benim kişisel tarihime bu günlerin “Türkiye’nin bütün kurumlarının proje bir kadro tarafından azgın bir iştahla talan edildiği günler” olarak not edildiğini söyleyebilirim. Bu not yaşanan talanın, hukuksuzluğun ve gözü dönmüşlüğün özetidir. Yalanın milyonlara, doğrunun binlere ulaştığı, cami minberinin siyasete alet edildiği, ayetlerin eğip bükerek yamacılık yapıldığı bu zamanda doğruyu söylemek, sözü eğip bükmeden, nafaka hesabı yapmadan, rızık Allah’tandır diyerek “Yarınların Türkiye’sinin” kurucularına atılan iftiralara karşı çıkmak, “Haksıza haksız demek, zalimin zulümlerine hayır!” Diyebilmek yiğit oğlu yiğitlerin işidir. Duru kaynaklardan beslenen, köklerini vatan toprağının bağrına salan namuslu ve samimi insanlar böyle günlerde ortaya çıkar. Çünkü bu günler benlik putunun kırıldığı, birey bazında yürek ve işkembe savaşının sonucunun belli olduğu günlerdir.

Dün “Sen haklısın ey Musa… Ama karnımızı Firavun doyuruyor.” Dediler.

Bugün “Evet, hırsız ama bizim hırsızımız… Evet, çalıyor ama duble yol yaptı. Haklısınız ama o olmasa kredilerimizi nasıl öderiz. İhalelerden nasıl pay alırız. Maaşlarımız nasıl 100 bin USA olur. Çalıyor ama çalışıyor.” Diyorlar. İşte bütün bu ifadeler bize bir kere daha zamanın ve mekânın bir önemi olmadığını gösteriyor.  Sahi söyler misiniz? Küfe’de Hz. Hüseyin’in kesik başı ile oynayanlar karşısında susanlar ile bugün âlim bir insana atılan iftiralar karşısında susanların ne farkı var? O mübarek insana da bir damla suyu çok görmüşlerdi. Aynı düşünce şimdi yetimin sofrasını devirmeyi zafer zannediyor.

Görüyoruz ki yalnızca zaman ve mekân değişmiştir. Bugün yaşanalar o günlerin bir kopyasıdır.

İşte bizler bu noktada duruyor karanlık dehlizlerde karar alan Melküm’ün Torunları’ndan ve proje adamları değil yaşatma ideali ile yaşayanları alkışlıyoruz.

Bu noktada düşünüyor ve kalbimizi kafasına kuş konmuş gibi Hz. Hüseyin’in kesik başı ile mescitte oynanması seyreden cami cemaatinden yana değil, her kelimesi bir derya olan, aynı yüzyılda yaşamanın bahtiyarlığını yaşadığımız başka bir ülkenin vatandaşı olsaydı ülkesini kıskanacağımız sarsılmaz bir iradeden yanına koyuyoruz.

Hakikati görüyor ve zihnimizi Nurettin Topçu’nun Yarın ki Türkiye’nin Kurucularını, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu gençliğinin ruhunu, Mehmet Akif’in Asım’ın, Karakoç’un Diriliş neslinin esintilerini gördüğümüz bir avuç ışık süvarisinin kalbine yoldaş ediyoruz.

Şükürler olsun ki demokrasi adına, hukuk adına insanlığın geleceği adına, gelecek nesiller adına çıktığımız bu yolda “Sen haklısın ey Musa… Ama karnımızı Firavun doyuruyor.” Diyenlerin ve Acem oğlanın önüne yatan, koluna 750 Bin TL’lik saat takan, ayetlerle alay eden bakanların safında durmadık. Durmayacağız da. Bize bakanların görecekleri tek gerçek satılık olmadığımız gerçeğidir. Ruhumuzun tablosu budur. Lakin ülkemizin hali ve insanımıza kurulan tuzak bizleri sarsmaktadır. Çünkü farklı yabancı bankalara hesap açarak küplerini dolduran dar kadronun ülkemizi getirdiği nokta akıl sahiplerinin ve eğer varsa devlet aklının kabul etmemesi gereken bir noktadır. Ülkemizin bozulan imajının, terörün kurduğu çelik yapının, hazırladığı derin projelerin resepsiyon beyefendiliği ile düzeleceğini düşünmek ham bir hayaldir.

İyi bilinsin ki bugünler, topyekûn bir milletin imtihan edildiği akıl sahiplerinin “bu gidiş nereye” diye sorması gereken günlerdir. İslami söylemlerle iktidara gelen bir kadronun İslami bir cemaati bitirmek iştahıyla adeta cinnet geçirdiği bu günler bu açıdan İslam tarihinin en kara günleridir. Ve ne acıdır ki aynı kadronun alnı secdeli samimi zannettiğimiz bazı isimleri bu vahşiliği iktidar nimetleri için el ovuşturarak seyretmekte sukutları ile yapılan Gorillikleri onayladıklarını göstermektedirler.

Bir kere daha ifade edelim ki ülke yönetiminde söz sahibi olan bu dar oligarşik kadronun derdinin İslam’a hizmet, terör ya da ülkemizin geleceği olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onların derdi ikinci eşlerini mutlu etmek, onların derdi Tahmaz’a Uşaklıklarının hakkını vermek, Onların derdi enerji kaynaklarını büyütmek değil otel odası kayıtlarının gereğini yapmaktır. Dertleri daha çok nakit, gayeleri dedelerinin yarım bıraktığı işleri tamamlamaktır. Aslında kasetleri konusunda doğru söylüyorlar. Evet, kasetleri var. Lakin kasetleri yok etmek için şeytanın aklına gelemeyen planları kurdukları dini bir cemaatin elinde değil. Önüne yattıklarının ve yabancı ülkelerin istihbarat servislerinin elindedir. Her gün başka bir beyanat vermeleri, uluslar arası arenada rezil oldukları halde halklarına yalan söylemeleri bu yüzdendir. Mağarada bu kasetleri seyreden ve verilen talimatla kuzuyu parçalamak şehvetine kapılan Goriller bilsinler ki bu ülkenin yarınları hiç kimsenin “ikiz çocuklarını” ve “kirli işlerini” gizlemek için heba etmesine izin verilmeyecek kadar değerlidir. Goril kuzuyu parçalamak için harekete geçtiği gün derin terör örgütleri sukut ettiler. Çünkü Başkentin karanlık eli, uluslararası çetelerin desteği ile bazı Sünni cemaatleri böldüğü gibi derin terör örgütlerini de karıştırarak anlaşmalar yaptı. Esas görevinin dini cemaatleri yok etmek olduğunu anlattı.

Şunu açıkça ifade edelim ki devletin kurumlarının devlet imkânları ile eli kanlı örgütler yerine dini bir cemaati hedef tahtasına oturtması bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Bu kötülüğü yapan kadronun dini cemaatlere yaptıkları baskılar, terör örgütü liderinin uçkuruna gösterdikleri özen, Çankaya Güllerine sus payı hediye yalı, havuzlarda toplanan dolarlar, alınan fetvalar ve fetvaları veren kadronun genetik kodlarındaki bozukluklar, hukuku hiçe sayan uygulamalar bir gün tek tek suratlarına çarpılacaktır.

Devlet aklının silahlı terör yapıları yerine eli kalem tutan, vatanını deliler gibi seven bir grubu hedef yapması bu ülkeye ihanettir. Dini bir cemaatin yok edilmesi için alınan her türlü karar aslında ülkenin yok edilmesi için alınan karardır. TSK’ri mensuplarının bu ayrımı yapması için ortaya saçılan ses kayıtları en büyük delildir. Başka bir delile ihtiyaç yoktur. MGK’nun bugün için konuşması gereken en önemli konu güçlü iktidar tarafından güçlendirilen PKK’nın hazırlığını yaptığı büyük serhildandır. IŞİD’in ülkemizin siyasi kadrosu tarafından beslenen militanlarıdır. Aksi takdirde “Yeni Türkiye” sloganı ile bizim basiretli siyasilerimiz sayesinde “Büyük Kürdistan’ın” kurulduğunu görecek ve sadece bağıracağız.  Dar oligarşik kadronun genlerinde yaşayan ordu düşmanlığının ete kemiğe büründüğü bu günler MGK enerjisini birilerinin haramzadeliğini örtmesi için değil devleti bölmek isteyen derin kadroları yok etmek için ayırması gereken günlerdir.

Şu acıklı tabloya bakar mısınız?

Terörle mücadelede en büyük gücümüz Jandarmayı siyasi iradesizliğin emrine vermek için plan üstüne plan yapan, kendileri kazandığı müddetçe sandık her şeydir diyen bir kadro göz göre göre PKK’nın düzenli orduya geçişine ve dünyada imaj tazelemesine yardımcı oluyor. Bütün ülke seyrediyor. Ve bütün bir ülkede hangi kaynaktan beslendiği belli olan havuz medyası tarafından dini bir cemaate duyulan düşmanlıkla “paralelli tarellelli masalıyla” adeta uyutuluyor.

Anlaşılan şimdi sıra MGK uyutmaya geldi.

Öcalan’a sekretarya oluşturacak, bölge PKK’ya bırakılacak, televizyonlarda terör örgütüne güzelleme yapılacak, rüşvet hükümet üyelerinin ek geliri olacak, komisyonsuz ihale verilmeyecek, dünyada itibarımız sıfırlanacak, kaseti önümüze koyan ülkemizin boynuna ipi geçirecek bütün bunlar olup biterken MGK’nda da bir Sünni cemaatin nasıl yok edileceği konuşulacak.

Beyler, sizin aklınız başınızda mı?

 

 

 


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 519 takipçiye katılın