Yazar Arşivi

Beş on kâfirin imanı ve Tahşiyecilerin görevi …

17/12/2014

       

Lokman ERDOĞAN

            2014 yılında AKP’nin “Yeni Türkiyesi’nin rotasını akıl,vicdan ve izan sahibi olanların kabul etmesi, onaylaması  bir Karaoğlan cümlesi ile “İçine sindirmesi” mümkün değildir. Ne hazindir ki Türkiye Saddam’ın Irak’ı, Esad’ın Suriyesi, Mübarek’in Mısır’ı olma yolunda son hızla ilerlemektedir.

            Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca başta olmak üzere hukuksuz bir şekilde gözaltına alınan isimler Malazgirt Ovasında kılıç sallayan yiğitlerin emanetine sahip çıkmak için bedel ödüyorlar. Bu bedelin mana âleminde yankısı vardır. İnşallah diyor ve ekliyoruz tarih bir gün Son Karakol’un bu duruşlar bu yiğitler ve bu ruh sayesinde Pers’e teslim edilmediği ve bölünemediğini yazacak.

17 Aralık yolsuzluk ve hırsızlık operasyonu sonrası hesap vermesi gerekenlerin sanki hırsızlıklar yapılmamış, 700 bin TL’lık saatler takılmamış, milyonlarca dolarlık rüşvetler paylaşmamış gibi suçüstü yapanları suçlu ilan etmesi ile başladığı zannedilen süreç devam ediyor. Başladığı zannedilen diyorum çünkü bu işin esaslı ve ince çalışma aşamaları daha da doğrusu bu planın uzun bir kuluçka dönemi vardır. Bu karanlık plan sadece Türkiye’nin değil İslam dünyasının kaderini derinden etkileyecek bir plandır.

Birilerinin zannettiği gibi bu olayın kamuoyuna yansıması dershanelerin kapatılması ile başlamamıştır. Çünkü hasetlik ateşinin ötesinde olan bu ateş güvendiği adamlarının yanında her fırsatta camiaya küfreden adamın sinesinde yıllarca gizlediği bir ateştir.

Tahmaz’ın Torunları sayesinde Mısır’da Müslüman Kardeşler üzerinden sinsice sahneye konulan oyun ile İhvan Hareketi’nin kadroları zindanlara doldurulmuş bölgede Pers kadroya esaslı bir alan açılmıştır. Bu planın uygulanmasında bu toprağın zakkum çiçekleri üzerlerine düşeni fazlasıyla yapmışlardır. Daha sonra da bu oyunun Türkiye ayağına gelinmiştir. Çözüm süreci adı altında Melküm’ün Torunlarından Demirci Nurettin’in oğlu’nun fetvaları ile ülkenin nasıl bölünmek istendiğini,işlenen cinayetleri,toplanan ganimetleri bilmeyen yoktur. Bu plan sahada sorunsuz uygulanırsa Türkiye sadece bölünmeyecek bir üst noktada bölünen bölgede iç savaş çıkarılacak. Bölge insanı Dindar Kürtler ve Ateist Kürtler arasında başlayan  bu iç savaş sürecinde İran’ın dolaylı yoldan İsrail’in kucağına bırakılacaktır. Siz,Jandarmanın Rezza’nın önüne yatması her zaman mümkün olan bir kafaya bağlanmasını millet ve memleket için mi düşünüldüğünü zannediyorsunuz? İran istihbaratının şimdilik içine sızamadığı tek yapının Askeri istihbarat olduğunu bir kere daha hatırlatalım ve son kanunlarla aslında bu hain planın sahneye konulduğunu özellikle belirtelim.

Son yaşanan ve uygulama konan zalimlikleri makamları,çocuklarına yaptıkları torpiller hatırına ve pahalı zevkleri uğruna seyredenlere artık söyleyecek bir tek söz yoktur.  Çünkü o kişiler bu Tiranca uygulamaları seyrederek cibilliyetlerinin ne olduğunu ilan etmişlerdir. Yanılan yine samimi insanlar olmuştur. Mehmet Akif’in cümlesi ile söyleyecek olursak bu millet yine “Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kanmıştır.”

            Proje cemaatlerin bu noktada üzerinde durulması gerekir.Unutmadan devletlerin elinde sadece proje cemaatler yoktur. Proje adamlar, proje terör örgütleri, proje işadamları,proje gazeteciler vardır.

Derinlerin öz çocuğu olan  Tahşiyeciler yayınladıkları Risale-i Nurların altına haşiyeler düşen, diğer dini grupların aksine demokrasiye net bir şekilde mesafeli, yine diğer Nurcu grupların aksine cüppe, sakal ve çarşaf tercih eden şiddette yakın bir grup olarak çıktılar kamuoyunun karşısına… Dikkatli bir gözün 28 Şubat’ın Aczimendileri ile 2004 yılında saha sürülen Tahşiyecileri arasında hiç bir fark olmadığını çok rahat görmesi mümkündür.

            1993 yılında Yeni Asya çevresi içinden kopan bu grup dokuz yıl ardan sonra nasıl bir çalışmanın ve motivasyonun esaslı kararıysa 1 Haziran 2004’de Tahşiye ve Rahle yayınevlerini kurarak yeniden sahnedeki yerini almıştır.

Bu noktada duruyor ve  2004 yılı Haziran ve Ağustos MGK, “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele” başlığıyla toplanıp, bu toplantılarda Gülen Cemaati’ne karşı yapılacak eylem planını da imza altına alan kadroların bu günün kadroları olduğunu bir kere daha yazıyoruz. Nitekim eylem planlarını hayata geçirecek kurum olarak da Başbakanlık Uygulamayı Takip Koordinasyon Kurulu (BUTKK) görevlendirildi.

Hazırlanan eylem planları İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı ve ilgili kurumlar aracılığıyla yakından takip edileceği imza altına alınarak uygulama konuldu. Bu karar çerçevesinde özel okulların faaliyetlerinin de İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından incelenerek takibe alınması süreci başladı.  Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın da imzaladığı bu belgede, “Bu gruptaki yasa dışı faaliyetler periyodik olarak BUTKK’na rapor edilmelidir” ifadesi ile başlayan süreç dönemin takıyye ustası kadroları tarafından mütedeyyin kitlelerden ve cemaatten ustaca gizlendi.

Nitekim bu sinsi karar sonrası dönemin rüşvet almayan, haram yemeyen,mute nikahı yapmayan kadroları (!) devletin bütün kurumlarına “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisi” kapsamında hayata geçirilecek eylem planlarını iletti. Planların uygulanıp, muhafaza edilmesini, uygulama sonuçlarının da Başbakanlığa aylık raporlar hâlinde gönderilmesini istedi. İşte bütün bunlar yapılırken başkentin karanlık kadroları içerinde yer alan bir kadroda farklı bir plan üzerinde çalışıyordu. Plan aslında istihbarat örgütlerinin aşina olduğu bir plandı. Çünkü benzer plan bu ülkede defalarca uygulanmış ve her ne hikmetse her seferinde güzel sonuç alınmış bir plandır. Uykuda olan bir proje cemaatin sahaya sürülmesi aslında 2004 yılında alınan MGK kararı ile doğrudan ilgilidir. Çünkü cemaatin bitirilmesi ancak ve ancak “Hocaefendi takipçilerinin silahla ve cinayetle anılması ile mümkündür.” Raporu bu sinsi çalışmanın yapılmasında etkin olmuştur.

Karanlık kadronun bu çalışması kendileri ile aynı kuruma hizmet eden fakat bu ekibin çalışmasından haberdar olmayan başka bir kadronun 2008 yılında bu dini grubun kriminal durumunu raporlaması -Allah’ın yardımının oyunlarını bozması- sonucu Türkiye’deki Nurcu cemaatlerin tamamını ortadan kaldırmak için hazırlanan sinsi bir plan bozulmuş oldu. Nitekim aynı çağda yaşamaktan, eserlerini okumaktan onur duyduğumuz Hocaefendi’nin bu konudaki uyarısı çağları aşan bir uyarı olmanın yanında bir adanmış ve inanmış ferasetidir. 2008 yılında MİT içerisinde bir grubun raporundan bir yıl sonra konuya dikkat çekilmesi normal bir sürecin yankısıdır.

Bu plan başarıya ulaşmış olsaydı. 2004 yılının İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele başlıklı MGK kararları tereyağından kıl çekiyormuş gibi uygulanacak Nurcu cemaatler tam anlamıyla yok edilecekti.  Fakat samimi kadroların varlığı sayesinde bu plan bozulmuştur. İşte son operasyonun şifresi aslında budur. Derin yapı elinin altındaki proje cemaatin posasını son operasyonunda kullanarak kendine yeni bir alan açma hamlesi yapmıştır

Bu karanlık kadroların elinde şeytanın aklına gelmeyen planlar vardır desem bu yazıyı okuyan kaç kişi abartıyorsun diye bilir çok merak ediyorum. Konuyu fazla dağıtmadan son olarak Emin Yalman suikastindeki mesajdan bahsedelim. Onun ilk Ergenekon eylemcisi Horbo tarafından vurulması sonrası dönemin yüzlerce sembol isminin cezaevlerine doldurulduğunu, Necip Fazıl’ın deyimi ile “iman davasının nasıl yüzyıl geriye gittiğini” bu günlerde hatırlatmaya gerek vardır.

12 aydır her gün bir din alimine iftira atanların ittifak yaptıkları karanlık ve derin kadroların faili meçhuller konusunda tecrübeli olduğunu ifade edelim. Ellerinde her türlü devlet imkanı bulunduran genetik kodları bozuk bu kadronun saltanatlarını korumak için kan akıtmaktan çekinmeyeceği artık tartışılmaz bir gerçektir. Bu noktada bazı gazeteci isimlerin can güvenliğini önemsiyor ve aman dikkat diyorum. İnanın bir bölgeyi feda etmek,bir şahsı ortadan kaldırmak, mallarına el koymak için fetva almanın en kolay olduğu günlerde yaşıyoruz.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 521 takipçiye katılın